10/12/2006

Kasaptan et almak: Elitizm


Geçenlerde gazetede gördüğüm bir haber beni o kadar derinden etkilemiş ki: bir türlü kafamı toplayamıyorum. Yabancı memlekette bir bakanın kızı, blogunda 'elitist' görüşler belirtince babası kamuoyundan özür dilemiş. Ne demektir bu 'elitizm' diye merak ettim ve araştırdım. Meğersem elitizim, her işi ehlinin yapmasını uygun gören bir görüş imiş. Devlet yönetiminin bir takım, eğitim, sosyal statü, meslek gibi kriterlere göre belirlenen kişilerce yapılmasını savunurmuş elitizm. Yani der ki: çoban memleket yönetemez.

Şimdi, kanun suç saydığı bir şeyi övmek gibi olmasın diye, biz olayın değilinden yola çıkalım. Et almak için kasaba gitmek elitizim. Halbuki köşedeki kuaför çok güzel kıyma çekermiş. Yani, adamın biri çıkıp ben çok güzel ev yaparım diyince, adama, 'he kurban, yap o zaman, biz de girip oturalım, deprem olunca da ölelim' demek doğru olan. Ev yapacak adama, 'senin bu işi yapabilecek altyapın var mı?' diye sormak elitizm.

Bu elitizm olayından gocunmak, bence çok belirgin bir yaranın göstergesi. Biz de, sonucu direk olarak adamın suratına daannn diye çarpmayan konularda çok bilen olur. Ama çocuğun ateşi çıkınca, 'kurtar doktor yavrumu' diye yalvarılır. Futbolcuya götürsene çocuğunu!

07/12/2006

Dondurmam Gaymak


Yaklaşık bir haftayı aşkın süredir Mathaser'de gösterimde olan "Dondurmam Gaymak" filmini nihayet izleme fırsatı bulabildik. ABD'deki Queens Film Festivalinde açılış filmi seçilmesinin ardından "En iyi yönetmen" ve "En iyi komedi filmi" ödüllerini de alan film, Oscar'da Türkiye'yi temsil etmeye de soyunmuş durumda.
Gelelim filmle ilgili yorumlara: Ben uzun zamandır kendimi bu kadar iyi hissettiren bir film izlememiştim diyebilirim. Yöre halkının son derece doğal ve amatör oyunculukları gerçek bir sinema şöleni yaşatıyor ve izleyicinin ruhunda içten, sıcak, duygusal titreşimler yaratıyor. Çok az filmde insan katıla katıla gülerken aynı anda gürül gürül ağlama isteği duyabilir. Hakikaten katıla katıla güldüğüm sahneler vardı ama becerebilseydim, aynı anda gürül gürül ağlayabilirdim de.
Muğla yöresi şivesinin güzelliğinden bahsetmeye zaten gerek yok. Başlarda anlamakta biraz zorluk çekiliyor ama kulak hemen alışıveriyor. İnsana "İyi ki anadilim Türkçe!" dedirtecek güzellikte bir dili var filmin; âdeta şiirsel.

Yönetmen Yüksel Aksu gerçekten başarılı. Özellikle Custurica tarzını seven benim gibiler bu ismi bundan böyle yakından izleyecektir diye düşünüyorum. Son olarak Filmin İtalya'da da gösterildiğini ve İtalyan izleyicinin büyük beğenisini kazandığını da ekleyeyim.

Filmin Mathaser'deki gösterimi daha ne kadar sürecek bilmiyorum ama fırsatınız varsa bu "küçük kasabanın küçük insanlarının büyük filmi"ni kaçırmayın derim!

06/12/2006

Grup 301


Oldum olası yasalarla ilgilenmemişimdir, en son lisede vatandaşlık dersinde öğrendiğim anayasanın ilk üç maddesinden öteye gidememiş, gitmeyi de hiiç istememişimdir. Zira temel hak ve hürriyetleri bilmek adına ne kadar önemli olursa olsun, sadece hukuk camiasında kullanılan dil bile benim bu konuya alakamı sıfıra indirmeye yetmiştir. Ama son dönemde gündemden düşmeyen meşhur 301'i merak etmemek insan üstü bir kayıtsızlık gerektirir herhalde. Çok uğraşmaya gerek kalmadan bulduğum meşhur maddeyi sizlerle paylaşmak istedim.
MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Yasanın içeriğini ya da okuyunca neler düşündüğümü burda açıklamak niyetinde değilim. Ben daha çok bu yazıyı bana yazdıran tesadüften bahsetmek istedim.
Canım annem gurbetteki kızını ziyarete geldiği dönemlerde, ben işteyken alışveriş harici de zamanını değerlendirmek adına yanına bir sürü kitap alır, ki döndüğünde ben de bunları okuyup kütüphaneme ekleyebileyim. Laf arasında ekleyeyim, annem genelde çok seçici davranmaz ve bestseller listelerinde ilgisini çekenleri tercih eder.
İşte bu sayede kitaplığımda yer edinen Elif Şafak'ın 'Baba ve Piç'ini okumaya başladığımda eser çoktan annemin getirdiği zamanki bestseller masumiyetinden çıkmış, 301'den ötürü yazara dava açmaya sebep olabilecek bir sakıncalılık sıfatı edinmişti. Haliyle bu da kitabın cazibesini benim açımdan da arttırmıştı...
Beni asıl düşündüren ise kitabı okuduktan sonra gerçekleşti. İster istemez paranoyaklığım devreye girdi ve şöyle bir teori geliştirdim:
'Sırf bu maddeden ötürü, insanları yargılayabilmek, zaten ağzına kadar dolu adliye koridorlarını daha da yoğun gösterebilmek için işe alınmış,işe alınırken de 'alınganlık' kriteri ön koşul sayılmış bir grup insan mevcut. Aslında okuduğum kitapta madde 301'i çiğneyecek bir tane cümle belki de kelime bulabilmek için sadece alıngan olmak yetmez, hatta ve hatta aşırı alınganlık bile gerekli malzemeyi bulmayı sağlamaz!
Herneyse bu grup , dernek, oluşum ya da kısaca Grup 301 diyelim, harıl harıl çalışıp gündemdeki eserleri okuyup, tabiri caiz ise nasıl üstüme alınırım diye düşünüp taşınıp, pire yorgan hikayesindeki pirenin bacağını gördükleri anda, dava açmaya ayarlanmışlar. Hatta ve hatta bu Grup 301 Kafka'nın Dava'sında tarif ettiği gibi devasa bir örgüt olabilir ve bir gün ansızın sizi de oturma odanızda bekliyor olabilir!'
Ben yeterince paranoya yaptıktan sonra daha fazla uzatıp da kendimi madde 301 fıkra(3) 'ten ötürü riske atmak istemiyorum, bundan sonrası sizin fantazinize kalmış...

04/12/2006

AB'de Olmak ya da 'Olmamak'?


Ben kendimi bildim bileli AB'ye girmek için uğraşıyoruz. Periyodik olarak bazen AB'ye yakınlaşma adına bir takım aşamaları adeta bir zafer edasıyla milletçe kutluyoruz, yollara bayraklarla dökülüp onuncu yıl marşı eşliğinde 'Avrupa Avrupa Duy Sesimizi' tezahüratları yapıyoruz, günü geliyor hayal kırıklığına uğruyoruz ama işin ucunu bırakmıyoruz, zira bize öğretilen başka alternatifimizin olamayışı... Başka milletler enerjilerini aya fezaya çıkmak için harcaya dururken bizim nerdeyse varoluş amacımız AB üyeliği statüsünü kazanmak olmuş. O kadar benimsemişiz ki bu mücadeleyi, vazgeçmek gibi bir olasılığı aklımıza getirmek bir yere AB üyeliğinden beklentilerimizi ya da üye olmanın ne anlama geleceğini bile düşünmez olmuşuz.
Ama bu alıştığımız kendimizi huzurlu hissettiğimiz süreç son zamanlarda sekteye uğradı. İki yüzlü avrupa politikaları ayyuka çıktıkça, arda arda Kıbrıs, ermeni soykırımı gibi konularda darbe aldıkça, toplumun inancı ve isteği yok oldu. Son zamanlarda yapılan anketlerde AB müzakereleri durdurulsun diyenlerin oranı hiç olmadığı kadar arttı. Hatta bu karşı duruşa politikacılar ve ülkenin aydın kesimi de katılmaya başladı.
Peki eğer bize söylenildiği gibi alternatifi yok idiyse şimdi ne olucak. Üye olmaktan vazgeçersek biz 'olmayacak' mıyız? Yoksa alternatiflerimiz yeni hükümetimiz tarafından çoktan seçildi mi? Yüzümüzü batıya değil doğuya mı çevireceğiz?
Yoksa hayal kırıklığını içimizde büyütmeyi bırakıp 'oynamıyorum artık, ne haliniz varsa görün' demek yerine, sırf üyelik koşullarını yerine getirmek için mecliste rekor sürede çıkarılan uyum yasalarını ülkede yaşayanların refahı için pratiğe dökmeye başlayabilecek miyiz? ABye üye olmanın aslında bir alternatifinin olduğunu, onun da ülkeyi AB üyesi ülkelerin seviyesine çıkarmak olduğunu görecek miyiz? Bize vaadedilen yirmi küsür senelik müzakere sürecinde hedeflenenleri AB destegi olmadan da icra etmeye kolları sıvayabilecek miyiz?
Belki saydıklarımın hiçbirinin gerçekleştirilmesi mümkün değil ve sadece hayal...
Evet, benim hayalim! Ben sadece doğup büyüdüğüm ülkenin, hiç bir ülkenin kuklası olmadığı, hiç bir birlik ya da topluluğun ağzından dökülecek kelimeleri beklemediği, vatandaşlarının aç-cahil-yobaz olmadığı, insan hakları kavramının nefes alıp vermek kadar doğal karşılandığı, kısaca üzerinde yaşamanın hayal edildiği ülke olduğu günlerini görmek istiyorum.
Hayal etmek alternatifsizliği kabul etmekten daha iyi değil mi?

03/12/2006

Uçub getme


Azerbeycan'da bir süre bulunan bir arkadaşın Azeri Türkçesi ile ilgili çektiği resimlerden biri. Türkiye Türkçesi ile bakınca gerçekten komik olan bir havaalanı uyarı monitorü...@