26/12/2006

Bobfahren..bobsleigh..bobsled...kızak


Kar yağışının hala yeterli olmaması sebebi ile daha 2 gün önce açtığımız kayak sezonunun hemen ardından minik karımın doğum günü hediyesi :) olan "bobfahren" için dünyadaki 15 pistten biri olan Königssee'de ki pistteydik. İngilizcede "Bobsleigh" olarak geçen amerikalıların "Bobsled" dediği, bizim ise ikisini de söyleyemediğimiz için kısaca "kızak kaymak" dediğimiz bu olay genelde formula 1'in buz üstündeki yansıması olarak adlandırılıyor. Bunun sebebi ise; teneke bir kutunun içine sıkışmış 3-4 kişinin 120 km.'ye kadar çıkan bir hızla buzdan bir tünelde delice gitmesi olabilir...@

İlköğretim kötü mü köfte ye!


Biz de ilkokul 1. sınıftayken fiş öğrenirdik. Hatırladıklarım arasında "Ali topu tut, Oya ip atla, Ali gel!" gibi örnekler var ama hiç abuk bir fiş cümlesi hatırlamıyorum. Şimdi bir de bugünkü yavrularımızın öğrendiği fişlere bakalım:

"Talat teli telle!"
"Sarı kedi dilini tut!"
"Şakir, şaşı bebek alma!"
"Şenay şu şekeri eşine at!"
"Üner üzüm soyma, ye!"
"Buraya bulaşık kakalama!"
"Bu okula yağmur yağdı!"

Bu konuyu bugünkü Hürriyet'te Pakize Suda yazdı. "Daha önce de yazmıştım; bu konuyla bozdu diyeceksiniz ama herkes bozmalı bence." demiş. Ben de görünce dumura uğradım ve buraya taşımadan edemedim konuyu. Hakikaten herkesin kafayı takmasını gerektiren bir durum var ortada. Şu cümlelerdeki mantık dışılığa bakar mısınız? Bir cümlenin yalnızca yapı bakımından doğru olması, doğru Türkçe olduğu anlamına gelmez ki! Mantık hatası denen bir şey var! Demek ki biz çocuklarımıza eğitimin daha ilk aşamasından itibaren dilimizi katletmeyi öğretiyoruz. Yani resmen çocuk okula gitmese çok daha iyi Türkçe konuşacak. Cem Yılmaz'ın bir lafı vardır: "Ben 20 sene okula gittim, şimdi de öğrendiklerimi unutup gerçek hayata adapte olabilmem için bir 20 sene daha lazım." Türk eğitim sisteminin geldiği durum resmen bu! Ben Türkiye'de 7 yıl boyunca lise öğretmenliği yaptım devlette ve aynı anda özel okuldan dershanesine kadar özelde de çalıştım. Yani hem devlet hem de özel sektör açısından lise düzeyindeki eğitim sisteminin içler acısı durumundan yakinen haberdardım ama ilköğretimin bu kadar abuklaşmış olabileceğinden haberim yoktu. Gerçi lise hazırlık sınıflarının her geçen sene bir öncekine göre daha beter seviyede liseye başladıklarından yakındığımı çok iyi hatırlıyorum ama. Düşünebiliyor musunuz, bu çocuklar bir de güya sınavla seçilip gelen iyi öğrenciler-Çünkü ben Anadolu lisesinde çalışıyordum.-ama ilk kompozisyon ödevinde ortaya çıkıyor ki düzgün cümle kurabilmeyi, Türkçe konuşabilmeyi geçtim, düzgün yazı yazabilen çocuk bile 30 kişilik sınıfta belki 5 kişi. İmla kurallarını falan hiç söylemiyorum. 7 yıllık öğretmenlik hayatımda her sene hazırlık sınıfına girdim, bağlaç "de" ve "ki" yi doğru yazabilen tek bir öğrenciye rastlamadım. Yahu 15 yaşında gençlerden söz ediyoruz; bu yaştaki insan artık anadilinin kurallarını büyük ölçüde bilmeli; ama ne gezer! Ondan sonra uğraşır dururduk çocuğa o yaştan sonra en basit imla kurallarını öğreteceğiz diye! Bu kadar yıl yaptığım kompozisyon sınavlarını okul idaresine teslim etme zorunluluğu olmasa çok rahat 10 kitaplık malzeme çıkarırdı bana "Türk çocuğu nece konuşuyor?" konulu.
Bir de yine Suda'nın yazısında aritmetik işlemleri artık kediyle köpekle ağaçla falan değil, el bombasıyla yaptırdıklarını yazıyordu. Örneğin; bir el bombası, bir el bombası daha iki el bombası eder! Bu nedir yahu? Şaka falan mı hakikaten? Pakize Suda'nın yorumu: Kurtlar Vadisi 1-A. Bunun üzerine ne söylesem az. O kadar yerinde bir laf ki!
Hani hepimizin büyüdükten sonra gördüğü alışılmış okul rüyaları vardır: Mezun olduğumuzu sanıyormuşuz da olamamışız aslında, gibi. Türk okullarında yetişmiş hemen her yetişkin, ara sıra bu kabusu görür. Bu sabah da Özgür, gece böyle bir rüya gördüğünü anlatınca "Türk eğitim sisteminin bilinçaltımıza sonsuza dek kazıdığı travma!" diye yorum yapmıştım kendi kendime. Hatta dedim ki: "Bir ülkenin insanlarının %90'ı aynı kabusu görüyorsa bu sosyologların, psikologların çok ciddi şekilde araştırması gereken sosyal travmalardan biri!" Bunun üzerine bir de bu "ilköğretim fişleri" mevzusunu görünce dedim ki bizi ileride daha ne toplumsal travmalar bekliyor, kim bilir!
Bu yazının başlığı da, "kö" hecesini öğretebilmek için, ilköğretim fişlerine benden bir katkı olsun! Nasıl olsa o fişleri ders diye öğreten zihniyet o cümledeki "tevriye" yi yani kelime oyununu anlamaz ama belki henüz kafaları çalışabilen genç beyinlerimiz mesajı alırlar da kendilerini "milli eğitimin" yarattığı cahilleşme ve salaklaşma sürecinden korurlar!!!!

25/12/2006

Fröhliche Weihnachten


Efendim bugün tüm dünya hristiyanları İsa'nın doğum günün kutluyor, biz de Almanya'nın en katolik eyaletinde yaşayanlar olarak bugüne kayıtsız kalamayız tabi ki. Ne de olsa son bir aydır akşamüstlerimizi Weihnachtsmarktlar'da Glühwein eşliğinde sosis yiterek geçirmişliğimiz var. Üstüne üstlük yine bu kutsal gün sayesinde pazartesimizi de evde geçirebiliyoruz (ve hatta Salı'yı da unutmayalım). Etraftaki envayi çeşit süslemelerle de gözümüz gönlümüz bayram etmedi mi, öyleyse dedim naçizane sitemizde iki kelime de bugüne ayıralım, buyrun size iki kelime:

Mutlu Noeller!



19/12/2006

Memleketten Abidik Magazin Polemikleri


Bizim memleketin iyice çivisi çıktı artık. İş dünyasından politikasına, spor basınından magazin dünyasına, güya sanat! alemine kadar akıl almaz bir seviyesizlik hakim. Buyurun, en güncel magazin polemiklerinden inciler:

Ata Demirer'den İsmail YK'ya: Allah zaten bela vermiş, sen varsın ya!

Mustafa Topaloğlu'ndan Bülent Ersoy'a: O bir diva değil duba! Onun tek hatası, benim gibi bir nükleer enerjiye çarpmaktı!

Bülent Ersoy'dan Orhan Gencebay'a: Adama o kadar sürtünüyorum ama Sevim'in korkusundan bana bakamıyor. Onu doğru dürüst mıncıklayamıyorum!

Orhan Gencebay'dan Bülent Ersoy'a: Ben saygılı adamım ama evde iki tane kabak oyacağı var!

Yeşim Salkım'dan Güzide Duran'a: Devede de boy var ama başı eşek çekiyor!

Daha da var ama yazmaya kalbim dayanmadı artık. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Yalnız yukarıdakilerin en bombası bence Mustafa Topaloğlu :)

Bir de yine TV dünyasından küçük bir haber. Buna epeyce güldüm:

Kanal D'de yayınlanan "Sağır Oda" diye bir dizi var. Ben izleyicisi değilim ama format olarak son zamanlarda çok tutulan "Kurtlar Vadisi" ayarında bir komplo teorisi-derin devlet-mafya dizisi.
Bu dizinin son bölümünde bir Rus ajanı yakalayan gizli servis elemanı sorgu esnasında fiziksel şiddetle konuşturamayınca "Sende daha önce hiç denemediğim bir taktik deneyeceğim, bunu sen istedin." diyerek çıkar ve bir teyple döner. Teybin düğmesine basınca, Ajdar'ın "Çikita Muz" şarkısı çalmaya başlar. :) Şarkıyı bilmeyenler internetten falan bulup baksınlar; facia hakkaten. Gazete bu haberi "Ajdarlı İşkence" diye vermişti. Düşünsenize, daha düne kadar RTÜK kadın programlarına yasak getirmeden önce bu eleman her allahın günü TV'lerdeydi ve zavallı halkım sürekli bu işkenceye maruz kalıyordu. Şimdi RTÜK yasağı var ama "Alışmış kudurmuştan beterdir!" diye bir laf da var. İster misiniz bugüne kadar bir türlü gerçekleşmeyen sosyal patlama Ajdar yüzünden gerçekleşsin? Politik zırvalıklardı, hortumdu, yolsuzluktu, geçim derdiydi, trafik çilesiydi derken değerli medyamızın da sürekli ambole etme çabalarıyla iyice beyni bulanan halk, Mayıs'ta "Ajdar'ı Çankaya'da görmek istiyoruz!" diye sokaklara dökülmezse iyidir!!!

17/12/2006

Kutlu Doğum Şenlikleri :)


Sevgili dostlar,
Gerçi mail de attım ama bir kere de buradan teşekkür edeyim dedim. Gerçekten çok güldük, çok eğlendik. Benim için en iyi kutladığım doğumgünlerimden biriydi. O gece yanımda olan herkese sevgilerimi yolluyorum. Nice kutlu doğum şenlikleri kutlarız inşallah hep birlikte :)
İşte teşekkür listesi (Alfabetik sırayla):
Adam'ın biri :) (soyadını bilmiyorum), Ayça Abacı, Deniz Uysal, Efsun Can, Ersoy Can, Filiz Zevri, Gediz Cürgül, Hande Cürgül, Hülya Şentürk, Müjde Kurtulan, Müjgan Bekir, Öznur Yavan, Paul, Seda Çakıroğlu, Sibel Şimşek, Ulaş Evirgen

Sevgiler hepinize :)